Mike Tyson’ın ünlü sözüdür: “Suratına yumruğu yiyene kadar herkesin bir planı vardır”. Dünyanın da bir pandemi karşısında ne kadar hazırlıksız ve plansız olduğunu görmüş olduk. Dünya genelinde özellikle gelişmiş ülkelerde görülen covid-19 vaka artışına ilişkin arka arkaya gelen piyasaları yatıştırma amaçlı haberler, arka planda paniğin de ne kadar hızlı yayıldığını gösteriyor. Her gün ölüm haberleri ile bulunan aşı ve ilaç haberleri birbiriyle yarışıyor. Tüm bu olaylardan çok net görmüş olduk ki dev bütçeli, uzun vadeli strateji ve politika oluşturmalarıyla övünen ve bilinen hiçbir gelişmiş ülkenin olağanüstü hallerde para basmaktan başka bir kriz yönetimi becerisi olamadı.

Şaşılacak derecede bir öngörüsüzlükle önce olayın Çin’de başlayıp biteceği düşünüldü. Virüs Çin’den çıkıp dünyaya yayılmaya başladığında dünya hala durumun ciddiyetinin farkına varamadı ve yavaş yavaş vakaların görüldüğü ülkelere yardım etmek yerine sınırlar kapatıldı ve nihayetinde Avrupa’da ölümlü vakaların hızla baş göstermesiyle pandemi haline geldi. Küresel panik asıl bu zaman başladı diyebiliriz. Tedarik zincirleri artan bir hızla bozulmaya başladı ve ithalat-ihracat sekteye uğradı. Bundan en büyük zararı yine gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeler gördü; ardından da uzun zamandır ekonomik sorunlarla başı dertte olan Avrupa ülkeleri krize girdi. İşin ciddiyetinin hala farkına varamayan İngiltere, Rusya ve ABD ise durumu bir süre daha görmezden geldiyse de bugün en fazla vaka buralarda görülüyor.

Rusya’nın AB taktikleri

Avrupa’daki birlik olamama durumundan faydalanmak isteyen Rusya hemen İtalya’ya yardım fırsatını kaçırmadı.

https://www.bbc.com/news/world-europe-52137908

https://www.euractiv.com/section/global-europe/news/from-russia-with-love-putin-sends-aid-to-italy-to-fight-virus/

https://www.codastory.com/disinformation/soft-power/russia-coronavirus-aid-italy/

Çin de Rusya ile beraber İspanya’ya yardım elini uzattı.Gerçi İspanya ve İtalya sonradan Çin’den gelen tanı kitleri ve yardımların etkisiz olduğunu açıkladı.

http://www.xinhuanet.com/english/2020-03/18/c_138890126.htm

https://www.reuters.com/article/us-health-coronavirus-spain-aid/china-sends-medical-aid-to-spain-and-italy-idUSKBN20Z27G

Bu gelişmelerle hem kendi ülkeleriyle uğraşan hem de birliğin geldiği durumdan gerilen diğer Avrupa ülkelerinde panik devam ediyor.

AB’de birlik ruhu bozuluyor

Avrupa komisyonu başkanıGeçtiğimiz Perşembe günü Avrupa komisyonu başkanı Ursula von der Leyen, krizin başladığı günlerde İtalya’nın yanında olamadıkları için özürlerini iletti ve her türlü yardım için hazır olduklarını söyledi. Ancak konuşmasında özellikle vurguladığı kısımlar bunlar değil, birliğin her zamankinden güçlü olduğu, asla dağılmayacağı, birlikte üstesinden gelineceği gibi ifadelerdi.

https://www.eubusiness.com/news-eu/coronavirus-italy.16gw

Diğer bir korkularını da AB Rekabet Kurulu şefi Margrethe Vestager Financial Times’a verdiği röportajında dile getirdi. Vestager kriz döneminde Çin’li şirketlerin Avrupa’daki stratejik şirketleri satın almalarının önüne geçmek için AB ülkelerinin bu şirketlerin hisselerini satın almaları gerektiğini söyledi. 2017’de Alman endüstriyel robot üreticisi KUKA’nın Çinlilere satılmasını hala sindirememiş olacaklar ki tüm üye ticaret bakanlarına benzeri durumlara karşı birlikte çalışma çağrısı yapmaktalar.

https://www.ft.com/content/bf83fa94-1bcf-4532-a75a-50f41351c0d4

Bu konu özellikle Türkiye için de çok önemlidir. Umarım Çinliler ya da diğer yabancılar ekonominin kötü gidişatı, TL’deki değer kaybı ve geleceğe karamsar bakışımızı fırsat bilerek – Özal ve özellikle Çiller dönemlerinden bugüne kadar kaldıysa eğer- stratejik kurumlarımızı ve şirketlerimizi ucuza kapatmaya gelmezler. Sattığımız onca kurumun değerini bugün halk olarak çok iyi anlamış durumdayız.

Diğer yandan Brexit sürecinde olan İngiltere ticaret ortaklıklarını güçlendirmeye ve yenilerini katmaya devam ediyor. Örneğin şuan Ukrayna ile devam eden serbest ticaret anlaşması görüşmelerini tamamlamanın peşindeler.

https://www.kyivpost.com/business/business-update-april-16-better-trade-conditions-with-eu-uk-on-horizon-for-ukraine.html?cn-reloaded=1

ABD-Çin tarafında karşılıklı suçlamalar devam ediyor ve bir süredir devam eden ticaret savaşlarının üzerine çok sayıda vaka görülmesi ABD’deyi de zor duruma soktu. Onlar da para basmaktan başka bir şey yapamaz durumdalar. Geçmişte liberal ekonomiyi savunan ABD ve korumacı Çin bugün tam tersi politikalarla dünyayı da olumsuz etkilediler. ABD’nin birçok üründe ithalat vergilerini yükseltmesi ve Hindistan’la beraber Türkiye’yi Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi’nden çıkarması, AB ülkelerinden gelen ürünlere ek vergiler koyması işletmeleri zora soktu. Öte yandan Çin’in de herkesin tedarikçisi olmasının zararlarını bir süredir Avrupa’dan Amerika’ya kadar herkes çekmekte.

Pandemiden nasibini almış ülkelerden biri olarak biz neler yapmalıyız? Bir defa şunu bir kez daha anladık ki, şahsen de mantıksız bulduğum pareto ilkesi yine yanıldı. Bilmeyenler ve bilmediği halde benimsemiş olanlar için açıklamakta fayda var:

Pareto ilkesi: 80-20 kuralı olarak da bilinen bu kurala göre satışların %80’i müşterilerin %20’sinden gelir. İş yönetimi düşünürü Joseph Juran bu ilkeyi önermiş ve İtalya’daki arazilerin yaklaşık %80’inin, nüfusun %20’sine ait olduğunu gözleyen İtalyan ekonomist Vilfredo Pareto‘nun adıyla isimlendirmiştir. Detaylı incelemek için Pareto İlkesi

Az sayıda şirkete çok iş yapmanın avantajları kuşkusuz var ve pareto ilkesinin hala benimsenmesini bu avantajlar çekici kılıyor. Ancak uzun vadeli planlar yapan şirketler bu şekilde çalışmazlar. Özellikle ihracat açısından baktığımızda, ihracatın temel motivasyonlarından biri risk dağılımıdır. Eğer kapasitemizin büyük kısmını birkaç firmaya ayırmışsak 5 Güç modeline göre güç müşterinin elindedir. Seth Godin’in “Size ödemesi yapılan işin yüzdesi, ödeme daha fazla olduğunda azalır.” sözü bu argümanı desteklemektedir. Gücü elimize almak ve daha da büyümek için olabildiğinde müşteri portföyümüzü genişletmeliyiz. Bu sayede örneğin Avrupa’da yaşanan bir kriz, durgunluk ya da teknik/politik bir engel durumunda diğer coğrafyalarda iş yaptığımız müşterilerimiz sigortamız olacaktır.

Pandemi sonrasında küresel ekonomide belki radikal değil ama bir takım davranış değişikliklerini göreceğimiz kesin. Salgın bitene kadar hayatta kalmayı başarabilmiş işletmeler salgın sonrasında tekrar iyi duruma gelmek için şimdiden dünyadaki gelişmeleri ve kendi sektörlerini sıkı şekilde takip etmeli ve yeni dünyada ticaretin işleyişine ayak uydurmak için hazırlık yapmalıdır.

Kendime sorular:

  • Seyahatler bir süre daha sıkıntılı geçeceğine göre 2020-21’de fuarlara mı B2B platformlarına mı öncelik vermeli? Dijital pazarlamada kabiliyet ve imkanlar yeterli mi?
  • Marka mı, private label mı?
  • FCL mi LCL mi? Yeni dönem lojistiği nasıl şekillendirecek? Parsiyel gönderiler daha çok tercih edilirse bu talebe cevap verebilir miyim? Bununla bağlantılı olarak da ödeme politikamda nasıl bir yol izleyeceğim? En tercih edilen ödeme araçlarından biri olan Paypal’ı müşterilerime mümkün kılmak için Ukrayna, Gürcistan gibi ülkelerde ofis açmak faydalı olur mu?
  • Demiryolu ve RO-RO taşımacılığı bana hitap ediyor mu?
  • Avrupa mı, Asya mı? Yeni müşteri arayışlarımda değişiklik olacak mı? Diğer coğrafyalarda hangi ülkelerde bana iş var?
  • Lojistik maliyetleri ve mesafeden kaynaklı taşıma süreleri açısından dezavantajlı ülkelerde yatırım için devlet destekleri neler? Bu ülkelerde üretim tesisi, depo, ofis açmak uzun vadede karlı olacak mı?
  • Girmek istediğim pazarlarda uzaktan çalışacak o ülkenin yerlisi olan pazarlama temsilcileri istihdam etmeli mi, yoksa yine ofisteki personeller işyerinden pazarlama yapmaya devam mı edecek?

 

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı buraya girin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.