Ana sayfa Oku Kitap İncelemeleri Outliers

Outliers

Bazı insanlar neden daha başarılı olur?

158
0

Başarılı olabilmek şüphesiz her insanın hayatının bir döneminde ya da yaşamı boyunca en çok arzuladığı şeydir. Başarıya ulaşan insanların hayatlarına baktığımızda kendilerine ve çevrelerine olumlu bir enerji saçtıklarını görürsünüz. Etrafları sürekli insanlarla çevrilidir ve hep bir etkileşim içerisindedirler. Böyle insanların neden sizin de arkadaşınız olmasını istemeyesiniz ki? Peki yetenekli, zeki, cesur, varlıklı ya da istekli insanların hepsi başarıya ulaşıyor mu? –Hayır. Başarmak için türlü donanıma sahip olup başaramamak da neyin nesi? Peki hiçbir avantajı olmadığı halde muazzam başarı yakalamış insanlar ne yapıyorlar da başarılı oluyorlar?

Mesele ne kadar avantajlı konumda olduğunuz değildir. Çok kabiliyetli olabilirsiniz, ya da zengin olabilirsiniz. Sizde mevcut olan vasıflar illa ki başarılı olacağınız anlamına gelmez. Üstün yetenekli olmanız evet bir avantajdır, fakat bunun yanı sıra o hedef için gereken şey zamanlama, şans ve fırsat ya da bunların aynı anda olması olabilir. Başarılı insanların başarı hikayeleri şüphesiz ders niteliği taşır ve bunlar sürekli karşımıza çıkan şeylerdir. Ama karşılaşmadığımız hikayeler de var.

Einstein’ın IQ’su 150’dir, normal bir insanın ise 100. Chris Langan’ın ise 195. Hangimiz Chris’i tanıyoruz? Hiçbirimiz. Neden? Çünkü Langan’ın bugün zengin, ünlü, biliminsanı ya da ABD Başkanı olmamasının sebebi zekasının dışında hayatını etkileyen faktörlerdi. Belki istemiyordu ya da mütevazi bir yaşam sürmek istediği için hayattan kendini soyutlamış olabilir diyebilirsiniz. Ama potansiyelinin farkında olan ve fark yaratabileceğinin bilincinde olan bir outlier için bu durum söz konusu değildir. Münzevi bir hayat sürmek için ya da doğayla daha iç içe olabilmek için bir çiftlik hayatına başlamanız bile önce bir şeyleri başarmanızı gerektirir. Aksi takdirde dünyada evsiz ya da yoksul insan olmazdı.

Malcolm Gladwell “Outliers” kitabında bazı insanlar neden daha başarılı olurken , bazılarının başarısız olduğu sorusuna cevap veriyor.

Kanada ulusal hokey ligine baktığınızda birçok yetenekli oyuncu görürsünüz. Bu yetenekli oyuncuların neden akranları arasından sıyrılıp başarılı olduklarını sorgularsak neyle karşılaşırız? Yetenek mi? Ya motivasyon? –hayır. Bunun arkasında süper güçler aramamıza gerek yok. Çok basit; oyuncuların doğum tarihlerine ve hokey yaş sınıfları için seçilebilirlik sınırına bakmak yeterli:

Oyuncuların doğum ayları: ocak, şubat, mart

Seçilebilirlik sınırı: 1 ocak

2 ocakta 10 yaşını dolduran bir erkek çocuk yıl sonuna kadar 10 yaşını doldurmayacak biriyle yanyana oynayabiliyor ve bu yaşta, ergenlik öncesi dönemde 12 aylık bir boşluk fiziksel gelişim açısından çok büyük bir farkı temsil ediyor.

Aynı durum eğitim alanında da söz konusudur. Yılın başlarında doğmuş bir çocuğun, sonlarında doğmuş bir çocuk karşısında başlangıçta sahip olduğu küçük avantaj devam ediyor. Bu da çocukları yıllarca uzayıp giden başarı ve başarısızlık, teşvik etme ve cesaret kırma modelleri içine hapsediyor.

Doğuştan yetenek diye bir şey yok mu? Tabi ki var. Tüm ocak doğumlu hokey oyuncuları, profesyonel oyunculara dönüşmüyor.

Peki çalışmak? Yukarıdaki avantajlara çalışmayı eklememek cahillik olur. Profesyonellere bu düzeye nasıl geldikleri sorulduğunda geçmişten bu düzeye gelene kadar en az 10bin saat pratikten geçtiklerini belirtiyorlar.

Araştırmacılar gerçek uzmanlık için sihirli sayının 10bin saat olduğuna ilişkin inançlarında fikir birliğine varmış durumdalar. Bu pratikte 10 yıl olarak da söyleyebiliriz.

Örneğin Mozart. Psikolog Michael Howe, Genius Explained adlı kitabında şöyle yazıyor:

Olgun bestecilerin ilk yapıtları çok iyi değildir. İlk parçaların hepsi büyük olasılıkla babası tarafından yazıldı ve belki de süreç içinde doğaçlama olarak çıktı. Wolfgang’ın çocukluk kompozisyonlarından birçoğu, örneğin, piyano ve orkestra için yazdığı ilk yedi konçerto, büyük oranda diğer bestecilerin yapıtlarının aranjmanlarıdır. Sadece Mozart’ın özgün müziğini içeren konçertolardan ilki, şimdi bir başyapıt olarak kabul edilen No.9, K.271, daha önce hiçbir 21 yaş altı müzisyen tarafından bestelenmemiştir. Mozart o zaman 10 yıldır konçerto besteliyordu.

 

Bill Gates

Bill çok zeki ve yetenekli bir çocuktu. Peki onu bugünkü Bill Gates yapan şey sadece bu muydu? Hayır. Anne ve babasının zenginliğinden tutun da Gates’in merakı, annesinin de aralarında olduğu Anneler Kulübü’nün bilgisayar terminalini getirtip kurdurmaları, Bill’in bilgisayarla tanışması ve sonrasında gelişen olaylarla kendine açılan kapılara kadar bir takım fırsatlar dizisinin gelip Bill’i bulması kitapta detaylı olarak anlatılıyor.

Gates Harvard’ı terk ettiğinde pratikte tam 7 yıldır sürekli programlama yapıyordu. 10bin saatin çok ilerisindeydi.

“yazılım geliştirme konusuyla genç bir yaşta o dönem için sanırım diğer herkesten daha iyi bir biçimde haşır neşir oldum ve bütün bunlar son derece şanslı bir olaylar dizisi sayesinde oldu.”

Kişisel bilgisayarlar için en önemli tarih ocak 1975’tir. Popular Electronics dergisinin Altair 8800 adlı olağanüstü makinayı kapak yaptığı tarih. Altair 397 Dolardı. Bilgisayar dünyasına adım atmak için 397 Dolar’ı ödemeniz yeterliydi.

1975’te fazla ileri bir yaştaysanız çok geç, bunları eleyelim. Üniversiteyi daha birkaç yıl önce bitirmiş olmanız durumunda evinizi yeni satın almışsınız, evlenmişsiniz, bebek yolda. 397 Dolar ödemek bir hayal. Bu durumda 1952’den önce doğanları da eledik. Fazla genç de olmamanız gerekiyor. 1958’den önce doğanları da eleyelim. Geriye bu fırsatı yakalayacak ideal yaş olan 20-21 yaşları kalıyor ki 1954-55 doğumlu olmalısınız.

Bugünün bilgisayar öncüleri kaç doğumlu

  • Bill Gates: 28 Ekim 1955
  • Paul Allen: 21 Ocak 1953
  • Steve Ballmer: 24 Mart 1956
  • Steve Jobs: 24 Şubat 1955
  • Eric Schmidt: 27 Nisan 1955
  • Bill Joy: 8 Kasım 1954

Bill Joy yaşı sadece biraz daha büyük olsa ve bilgisayar kartlarıyla programlama yapmanın zorluk ve sıkıcılığını yaşasa, fen eğitimi almış olacağını söylüyor. Bilgisayar efsanesi Bill Joy biyolog Bill Joy olacaktı.

Aile faktörü

Stanford Üniversitesi’nde profesör olan Lewis Terman bir vakıftan aldığı bağışla geniş çaplı bir araştırmaya girişiyor. IQ ortalamaları 140 üzerinde olan ve 200’e kadar çıkan 1470 çocuk saptadı ve onları hayatlarının uzun döneminde takip etti. Bunlara “termitler” adını verdi. Termitler farklı sosyal sınıflardan olan ailelerin çocuklarıydılar. Termitler büyüdüklerinde Terman 730 erkeğin kayıtlarına baktı ve onları üç gruba ayırdı.

150’si –ilk %20’si- Terman’ın A grubu dediği sayıya denk düşüyor. Onlar gerçek başarı öyküleriydi; avukat, doktor, mühendis ve akademisyen.

Ortadaki %60’lık bölüm B grubuydu; memnuniyet verici olanlar.

En alttaki 150 kişi ise C’lerdi. Terman onların üstün zihinsel yetenekleriyle en azını başarmış olduklarına karar vermişti; postacılar, muhasebeciler ve işsiz bir şekilde evde kanepelerine uzanan adamlardı. A’lar ve C’ler arasındaki fark neydi? – Aile altyapısı.

A’lar ağırlıklı olarak orta ve üst sınıftan geliyorlardı. Evleri kitap doluydu. A grubundakilerin babalarının yarısı üniversite ve üzeri eğitim almıştı. C’ler alt sınıftandı. Neredeyse üçte birinin anne ya da babası okulu sekizinci sınıftan önce terk etmişti.

Başarıda ırk faktörü var mıdır?

Musevilerin ticarette çok iyi olduklarını ve dünyanın en zengin insanlarının dünyaya yayılmış Yahudiler olduğunu duyarız. Bu insanlar Yahudi olarak doğdukları ve bu yüzden üstün yeteneklere sahip olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Musevilere Avrupa’da yüzyıllarca toprak sahibi olmaları yasaklandığı için onlar da kent ve kasabalarda toplandılar, kentsel sektör ve mesleklerle uğraştırlar; bakkal, kuyumcu, saatçi, terzi. Özellikle giyim sektöründe ABD’de öncü patron oldular. Yani olumsuzluklar onları yıldırmak ve sindirmek yerine hayatta kalma mücadelesi vermelerine sebep oldu, yılmadan çalıştılar.

Yılda 360 gün yataktan güneş doğumundan önce kalkabilen hiç kimse ailesini zengin etmekte başarısız olamaz.

Dil faktörü

Biz kesirler için beşte üç (three-fifths) diyoruz. Çincesi ise kelilmesi kelimesine “beş paradan üçünü çıkar”. Bu size kesirin ne olduğunu kavramsal olarak anlatıyor. Pay ile paydayı ayrıştırıyor. Batılı çocuklarda şu çok anlatılan matematiğin büyüsünü kaybetmesi hikayesi üçüncü ve dördüncü sınıfta başlıyor. Bunun, matematiğin bir anlam ifade etmemesine dilbilimsel yapısının biçimsiz olmasına bağlı olduğu ileri sürülüyor.

Diğer bir deyişle matematik söz konusu olduğunda Asyalılar en başından bir avantaja sahip.

Outliers’da öğrendiğimiz her şey başarının öngörülebilir bir rota izlediğini söylüyor. Başarılı olanlar en parlak zekaya sahip olanlar değil. Çizginin dışındakiler kendilerine fırsat verilenler ve bu fırsatları değerlendirecek güce ve soğukkanlılığa sahip olanlardır.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı buraya girin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.